TR etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
TR etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

18 Ağustos 2008 Pazartesi

Knidos - Datca


Knidos antik kenti Turkiye'nin guneybatidaki en uc noktasinda bulunuyor. Datça'dan 25 km kadar otede bir burunda bulunan antik kent antik cagda çiplak Afrodit heykeliyle meshurmus. Oyle ki diger sehirlerden bu heykeli gormeye gelirmis insanlar. Dunya'daki ilk ciplak tanrica heykelide oldukca ilgi cekici olsa gerek o zamanlar. Gunumzde bu heykel hala bulunamamis. Bir donem Amerika'li arkeologlar tarafindan arastirilan bolge daha sonra Turk arkeologlara birakilmis.

The ancient city "Knidos" is at the farest southwest part of the Turkey. It is a semi-island which is 25 km far from Datca. This city was said to be famous of first nude statue of Aphrodite in the ancient era. That statue is so famous that all people from other cities are used to come to see the nude beauty of the marble Aphrodite:) That statue hasn't been found yet although there are digging researches. American archeologist used to work at the area but now Turkish archeologist are continuing the research.

Şaraplarıyla ünlü Knidos bilim ve sanatta da ileri bir kentti. Tarihin büyük astronomi ve matematik bilimcisi Eudoksos ve ünlü ressam Polygnotos burada yaşadı

Knidos was used to be famous with its wines but also science and art was at a good level at the city. One of the most famous astronomist and mathematician Eudokos and a famous painter Polygnotos were lived in this city.

Bu tarihi sehre ailem ve kuzenlerimle gittim. Amacimiz hem tarihi bir sehrin kalintilarini gezmek hemde bir yanindan Akdenizi diger yanindan Ege denizini gorebildiginiz bu burnu gormek ve her iki denizde bir kac dakika arayla yuzebilmekti. Manzaranin guzelligine diyecek tek kelimemiz yok ama kiyidan denize girmek pek te ayni guzellikte degildi. Yosunlarla kapli deniz istedigimiz keyfi vermekten uzak kaldi. Ancak bir ara iskeleden o tertemiz denize atlamak biraz olsun oraya kadar gitmis olmamizin guzel yani oldu.

Milli park ve muze olarak tanimlanan bu kalinti alanina giris ucreti 10 YTL. Ancak ogrenci, ogretmen ve emekliler bu ucretten muaf tutulmus. Park icerisinde yemek yiyebileceginiz ve icecek alabileceginiz bir restoran disinda hicbir yer yok. ayrica Knidos yolu da virajlar ve bozuk satihlarla dolu dar bir yol oldugundan cok konforlu degil. Ancak yol kenarinda durup bakmak isteyeceginizessiz manzaralar ve agaclardan keciboynuzu (harnup) koparip tadina bakma imkaniniz var.

Sonunda bu guzel manzara esliginde buradan ayrilarak yuzmek istiyorum diyerek basimizin etini yiyen kuzenim icin Datca'ya donduk.

Datca yine az el degmis turistik beldelerimizden biri.. Bence bu avantajini uzak olusundan, yolunun virajli olusundan ve buraya gelmek icin gokova marmaris gibi daha populer tatil merkezlerinin icinden gecmek durumunda olusu sayesinde korumakta.

Son derece sakin bir tatil beldesi olan Datca emsallerine gore biraz daha da ucuz. Unlu sair CanYucel ve onun bu sehre aski sayesinde biraz daha unlenmis olmasi da bir gercek. Denizi son derece temiz ve kumu cok guzel. ayrica aksam satlerinde restoranlari kumsala tasarak cok degisik bir keyif veriyor.

29 Temmuz 2008 Salı

Pedallarin ardindan..

Oylesine bir kacis gibiydi gorunen.. Yada cilginlikti 70 km pedal cevirmek bazilarina gore.. Ama bana gore bir "keske"yi azaltmakti akip giden hayattan..

Ve aynen oyle oldu.. inanilmaz keyifle gectim yollardan.. sabah kahvalti yaparken Kordon'da Izmir'in gevregi ve sicacik taze cayla birlikte herseyi unuttum sadece martilarin cigliklari ve ise yetismeye calisan insanlarin sessiz sohbetleri dolasti aklimda.. sonra Korfezin etrafini dolastim tekerleri donerken bisikletimin..

Kimse tanimazdi beni boyle kimse olmazdi hayatimdan beni gorebilecek.. o yuzden rahattim alabildigine .. Hatta Guzelyali'da denize nazir bir agac altinda 1 saat kestirecek kadar rahattim..

A
rdindan Inciralti'nda gelip gecenlerin biraz saskin biraz da garipseyen bakislarinin altinda oyle cimlere uzanmis koca bir sirt cantasi ve bisikletle golgenin keyfini surup denizi seyreden bir adam oluverdim..

Gunesin biraz hararetini azalttigina kanaat getirdigimde ciktim tekrar yola.. Urla yollari metre metre eksilmeye basladi. Yolda beni her goren arac nerdeyse bir el, korna yada far selami verdi.. Bisikletciye alisik olmayan yurttasim beni turist zanneti hic suphem yok orasindan.. cunku karsi yonden gelenler bu denli arkadas canlisi olurken benimle ayni yone gidenler daha cok arkamdan aci aci kornalar yada uzerime uzerime arabayi surmeler gibi sekillerde gosterdi sempatisini.. Ben kendimce bir sebep buldum bunada tabiki.. gidilen yon tatil yonu gelinen yon ise koca sehir.. stresini atanlar daha bi sempatiyle daha nazikce selam verirken henuz stresini atamayip bunun icin o yone gidenler buyuk sehrin stresini yansitti biraz:))

Yolda durakladigim yerdeki ilgi beni memleketimin insanini biraz daha sevmeye itti.. o mola verdigim yerde bana sattigi taze domates biberlerle sandvic hazirlayan teyze, "yahu kardesim bu sicakta yorma kendini gel ben seni arabamla gotureyim" diyen iyi niyetli amca.. Su almak icin durdugum koy bakkalinin onlar doguk degil deyip kendi ictigi sudan doldurmasi matarama.. Tatli insanlarin ulkesi yapti bir anda oyle okkali kufurler savurdugumuz kent krolarina inat..

Aksam saatlerinde bir son gayretle ulastim Alacati'ya.. Kamp kuracagim alan kamplara kapatilmisti.. bu haberle o yorgunluk ne kadar agir bir sekilde coktu omuzlarima anlatamam. Ama Jandarma arkadaslar sagolsun benim o caresiz yorgunlugumu gorunce bana bir yer gosterdiler. Esprili Astegmende son noktayi koydu "komutanim burada kamp yapmak yasak degil mi?" diye soran cavusun bu heves kirici sozune cevap olarak. "Oglum yasak tamam da kime sikayet edecekler burda kamp yapiyorlar diye?" Yurdum insani iste:)

Kamp icin kendime uygun bir zemin buldugum anda attim sirt cantasini yere ve basladim yerdeki taslari temizlemeye.. Hala o yorgunlukla bunlari nasil yaptigimi bilmiyorum ama bir kac dakika sonra cadirimi kurmaya baslamistim.. Eskiden ne zordu cadirlari kurmak.. simdi 10 dakika bile surmuyor.. ve tabiki benim aklima hep o hababam sinifindaki Badi Ekrem'in (Sener Sen) cadiri ters kurmus hali geliyor. Hakikaten nasil yapmislar onu oyle hala merak ederim bir gun o tip bir cadir bulup deneyecegim:)))

Bana uygun yer olarak gosterilen alan tam da Alacati Surf okullarinin oldugu koya 20 metre mesafedeydi o yuzden gun boyu kalabalik olsada gece ben ve karavanla surf yapmak icin gelen Fransiz komsularim kaliyorduk oralarda.

Ertesi gun deniz gunes ve oylece dinlenmeyle gecti.. Aksam uzeri de Alacati'nin merkezine bir ufak gezi koyuverdim.. Kucuk sirin bir yer Alacati.. sokaklari ve sakin insanlariyla ve de en onemlisi her araya sikistirilmis irili ufakli cay bahceleriyle son derece sevimli bir kasaba.. Antika pazari da gezmeye degr gercekten.. kendinize illaki birsey bulursunuz orada.. Ayrica ucuza su alabilceginiz kucuk marketleri de var:))) Kamp alanimin etrafinda su veya herhangi birsey alabilecegim bir yer olmadigi icin bu buyuk nimetti:)

Aksam kampta sakin bir gece jel isiticida demlenmis bir bardak cay biraz da cekirdek citlamaya.. uzun zamandir boylesine sade sakin bir zaman gecirmedigimin farkina varmanin huzuru ve icimde donup dolasan ve aklimin odalarinda beni uyusturan onca seyden Alacati'nin o meshur ruzgariyla hic ilgilenmeden gecen bir kac saat.. huzur..

Bir sonraki gun gunes erken saatte vurunca cadira uynamamak imkansizdi o yuzden kalktigim gibi giyip deniz sortumu ciktim cadirdan. havluyu atip kumsala orda devam etmek niyetiyle.. oyle de yaptim ama biraz uzatinca bu uykuyu sirtima her ne kadar koruma faktorlu gunes kremi surmus olsamda bir hayli yandim.. Bu yanmanin acisi cikmadan dolasmak lazim biraz diyerek attim kendimi yola.. otostopla ilica yoluna dustum. Su meshur Kumrucu Sevki'ye gitmeden geri donmek olmazdi.. Gidip o tadi kesfettikten sonra da bu fikri her kim aklima soktuysa (sanirim bir ara cnnturk'te "yol ustu lezzet duraklari" programinda gormustum) onlara bir tesekkur edip dolasmaya basladim ilicada. Bir sonraki gun de cesme de dolastim gunduzun o sicak saatlerinde..

Ayakustu sohbetler kahve icmeye cagirmalarla devam etti Fransiz komsularimla. Cok sempatik insanlardi ve cok insancil. Turkiye'yi cok seviyorlardi ve bu 4. gelisleriydi. Guzergahlarinda Efes Datca ve istanbul vardi daha sonrasi icin. Spor egitmeni olan Xavier sorf konusundaki hevesimi gorunce ogreteyim sana istersen dedi.. Benim icin bulunmaz nimetti bu ve hemen buyuk bir sevkle basladim derslere.. kisaca ve temel seyleri ogretti Xavier ama cok keyifliydi acikcasi. O board'in uzerinde yelkene hukmetemeye calisirlken ruzgar sizi bir kac metre suruklediginde aldiginiz hazzi cok az sey yasatir herhalde..

Oyle boyle derken bir kac gunluk macera sona erdi.. gitmek zor degildi.. bisikletle gitmek ise zordu.. bir cok kisinin delimisin sen sozlerine ragmen gitmek dah ada bir keyifliydi sanki.. Kendine meydan okurken birde o gidemezsin diyenlere meydan okumak gibi birseydi sanki.. Ama en cok kendinden kacisti gidisim.. dertlerimden askimdan ve caresizligimden.. kacinca degisir mi ? hayri degismedi degismeyecekti de ama ben biraz nefes alacaktim. derin derin de cektim icime..
yine olsa yine yaparim diyebilecegim birsey. Pisman degilim hakim bey.. Sizde kendinize boyle kacislar yapin bence.. gittiginizde herseye ragmen anlayacaksi
niz ne demek istedigimi..






10 Haziran 2008 Salı

Gunebakan

Bir yolun kenarinda bir aycicegi varmis bir zamanlar. O aycicegi bir yolcudan gunesin guzelligini duymus. Oyle ovuyormus yolcu gunesi ki, isik sactigindan bitkileri buyuttugunden, insanlari ve dunyayi amansiz kis soguklarindan korudugundan , geceyi ve gunduzu belirlediginden , hayati duzene soktugundan ballandira ballandira anlatiyormus yanindakine. Ama aycicegi de dinliyormus belli etmeden. Yolcu uzaklasinca dusunmus, nerde olabilir ki bu gunes ?

Ne kadar da iyi, ne kadar da yuce birsey bu gunes demis ve dusundukce buyutmus icinde ve ona asik olmaya baslamis. Icinde gunesi bir kez dahi olsa gormek istegi oyle buyumus ki, gunes der baska birsey demez olmus. Ama onu hic gorememis etrafinda. Gunler gecmis boylece ve o gunesi beklemis durmus o yorelerden gecsin diye.

Bekledigi, aradigi, ugruna hayaller gordugu gunesin, aslinda her gun onu gordugunu dusunememis hic . Cunku oyle kurmus ki kafasinda gunesi , aslinda orda basinin hemen ustunde oldugunu anlayamamis. Her gun gozunun icne baktigini bilememis.

Neden sonra bir gun yine o yoldan gecen bir yolcu gunesi isaret ederek “su gunes e bak yahu yine yakti kavurdu bizi” demis. O anda anlamis o tepede paril paril duran seyin gunes oldugunu ve o gunden itibaren hep yuzunu ona cevirmis gun boyunca.

O gun bu gundur , gunebakan demisler aycicegine. Ayciceginin gunese askiymis aslinda onun hep gunese yuzunu cevirmesinin sirri.

Hikaye burda biter sanmis herkes ama o ask birgun gelmis o gunebakanin butun ozunu kurutmus, suyunu buharlastirmis ve oldurmus gunebakani. O olup giden gunebakanin anisina o gun bugun butun gunebakanlar gunese asik olmus imkansiz oldugunu bile bile ve hicbiri kavusamamis asik olduguna.

-Bitti-

3 Haziran 2008 Salı

Can Yucel

En yakası açılmadık küfürlerden en acılı ağıtlara; en afili sokak ağızlarından en yoğun sevda ve sevgi şiirlerine; cin gibi zeka pırıltılarından en yalın, en sade söyleyişlere kadar her şeye yer verir siirinde. Can yucel bahsettigim unlu sair bir cok kimse taniyacaktir bu tanimla onu zaten. Zamanin meshur milli egitim bakani Hasan Ali Yucel'in ogludur. Klasik floloji okumus ve aykiri dizeleri gibi aykiri bir hayat yasamistir. Datca'da yasamis ve orda hayata gozlerini yummustur. Bir kac siirinden ornekler yazmak istedim.. sanki beni anlatir gibi olanlarindan ozellikle...


Buluşmak Üzere
Diyelim yağmura tutuldun bir gün
Bardaktan boşanırcasına yağıyor mübarek
öbür yanda güneş kendi keyfinde
Ne de olsa yaz yağmuru
Pırıl pırıl düşüyor damlalar
Eteklerin uça uça bir koşudur kopardın
Dar attın kendini karşı evin sundurmasına
İşte o evin kapısında bulacaksın beni

.............

Değişik
başka türlü bir şey benim istediğim:
ne ağaca benzer, ne de buluta.
burası gibi değil gideceğim memleket
denizi ayrı deniz,
...

O kadar da yürek burkmazdı alışılmış bir ses,
hiçbir zaman duyulmasaydı eğer.

Daha çabuk unuturdu belki su sızdırmayan sarılmalar,
kara sevdayla sarıp sarmalanmasalardı eğer.

Belirsizliğe yelken açardı iri ela gözler zamanla,
öylesine delice bakmasalardı eğer.

ve devam eder .......





29 Mayıs 2008 Perşembe

marifet degilsede yasamak...

Hayat hos surprizlerle doludur kimi zaman. Kimi zamanda kabuslar gunduz cikar insanin hayal dunyasindan gozlerinin onune . Ne zordur bilirmisin? Yada sence zor olan nedir? Belirsizlik mi? Yalnizlik mi? Beklemek mi? Yoksa umut etmek mi?
Zordur hepsi yeri geldiginde..
Ama umut ediyorsan bir belirsizligin tam da icinde, yalniz basina bekliyorsan iste o zaman zordur hayat.

...ve umut ettigin, belirsizligi olusturan, beklenilen kisiyse seni yalniz birakan daha da zorlasir.

...ve sen beklediginin gelmeyecegine, umut ettiginin olmayacagina, belirsizligin cozulmeyecegine, yapayalniz kalacagina inanirsan en zor haline gelir hayat..
Zordur vesselam
yasamasi da olmesi de
ama hala yalnizsan ,
umuyorsan,
belirsizlikteysen,
umut ediyorsan,
yasamaya mecbursundur, olemezsin
velhasili
marifet degilsede yasamak yinede guzeldir

16 Nisan 2008 Çarşamba

Bir otomobilden daha fazlasi, tutkunun otomobili..


VW'in efsane olmus otomobili VW1303 olarak ta bilinen ama hemen her ulkede o ulkenin dilinde farkli bir isimle anilan "vosvos" uzerinden yillar gecsede popularitesini "en azindan tutkulu bir gurup tarafindan" korudu. Almanya ve Hollanda'da kafer, italya'da Maggiolino, ingiltere'de Beetle, Amerika'da bug ulkemizde ise tosbaa olarak anildi. Yuvarlak hatlari ve kucuk yapisiyla hep "ne kadarda sevimli" iltifatlarina mazhar olan vosvosun hikayesi oldukca ilginc aslinda. Tasarimcisi daha sonra Dunya'nin en pahali ve prestijli otomobillerinden biri olan Porsche'nin babasi Ferdinand Porsche.
.
Daha da ilginc bir nukte ise yillar sonra baris cocuklari yada cicek cocuklar olarak bilinen ozgurlukcu, savas karsiti akimin sembolu haline gelecek olan vosvosun yapilmasini tesvik eden kisi ise Savasin ta kendisiyle ozdeslesen Adolf Hitler. 1934 yilinda Hitler, F. Porsche ile bir araya gelerek bir halk otomobili uretmesini ister ve o gun baslayan surec bize vosvos olarak doner. Ilk uretimi 1937 yilinda baslasada VW tosbaa modeli 1939 yilindan itibaren seri uretime gecti. Tarih 1949'u gosterdiginde ise 50.000. vosvos fabrikadan cikmisti. O gunden sonra hizla yayilan bir sekilde sempati ve tutkuya donustu vosvos. Ulkemizde de bir cok hayran kulubu olan vosvosun dunyanin hemen hemen her ulkesinde hayranlari ve fanclub'lari bulunmakta. Turkiye'deki ilk vosvos kulubu olan VW Fun Club-İzmir kuruldu.
.
Almanya'da son vosvos 1985 yilinda uretildi ve bu son vosvos Wolfsburg'taki muzede sergileniyor. Ancak vosvos Nijerya, Brezilya, Meksika, Peru ve Uruguay’da devam etti. Yillar icinde bu fabrikalarda vosvos uretimini bitirdi. Sadece Meksika'nin Puebla sehrindeki Vosvos fabrikasi 2003 yilina kadar klasik vosvosu uretmeye devam etti. 30 Temmuz 2003 gunu 21.529.464’üncü son Vosvos Meksika'da uretilerek yine Wolfsburg'taki muzeye gonderildi.
.
Yillar gecsede uzerinden insanlarin ilgisini hic kaybetmeyen vos hemen hemen dunyanin her yerinde bir bayan ismiyle adlandirilir ve hep bir bayan olarak hitap edilir. Tutku'nun arabasi oldugu o kadar acik ki, soyle bir cevrenize baksaniz trafikte, diger eski otobmobillere nazaran kat be kat fazla sayida vosvosun hala yollari asindirdigini gorursunuz. Hemde kendinden yasca cok daha genc olan otomobillere gore cok daha iyi bakilmis halde.
.
Dedim ya tutkudur vosvos sadece araba degil..



11 Nisan 2008 Cuma

Cengiz Han'in oglu

Cengiz Han'in buyuk oglu Cagatay simdi yasaydi ne yapardi bilemiyorum ama senin yaptigin gibi yapmazdi Cagatay. Elindekilerin kiymetini bilirmiydi bilemem cunku koskoca mogol devletinin kiymetini bildigini soyleyemem tarihsel acidan baktigimda. Ancak senin elindeki kiymet bir insana mogol imparatorlugu kadar zor gelebilecek bir kiymet ve sans bence. Simdi sira sende bir ihtimali koskoca bir imparatorluga ceviren Cengiz Han' a gore isin daha kolay emin ol:)))

10 Nisan 2008 Perşembe

Ceyrek kala bitti..

Fenerli arkadaslarimla ugrasmayi cok severim. o kadar tatli sinirlenirler ve bu o kadar cabuk olur ki fener agziyla kus tutsa bile ben onlari kizdiracak bir yanini bulurum. Ve en son sambiyonlar liginde ceyrek finalde oynarken fener demistim tum fenerli arkadaslara yari finale cikin fener hakkinda tek kelime daha etmeyecegim. Sagolsun ki fenerliler beni zor durumda birakmadi ve elendiler. hani simdi feneri soyle boyle tebrik ederim aferin cocuklara diyecek degilim. hele hele milli gurur su bu laflarina hic girmeyecegim sonucta malazgirt savasindan degil bir futbol macindan bahsediyoruz. Ama kendilerine guvenleri ve iyi futbollari icin kutlamadan da gecemeyecegim. Ne demisler Sezerin hakki Sezercik'e:)))

9 Nisan 2008 Çarşamba

acikama / information / informazione

Bu blogu takip eden oldugunu dusunmuyorum ama yinede boyle bir bilgi vermek istedim. Bundan boyle bazen ingilizce bazen turkce bazende italyanca yazacagim. Bu arada baska bir dili de yazacak kadar ogrenirsem onu kullanarak ta yazarim herhalde. Bu kadar dil biliyorum gosterisinden ziyade kazanimlarimi unutmamak icin yaptigim birsey.
.
I dont think anyone keeps reading this blog but i again wanted to share information about this blog. From now on i will write sometimes in turkish sometimes in english and sometimes in italian. and by the way i guess if i would learn another language enough to write i will use that language to write too. This is not to show that how much language i can speak but it is to use what i learned and prevent myself to forget them in the time.
.
Non penso che qualcuno legga quel blog continuamente però io ancora voglio informarvi su quel blog. D'ora in avanti scriverò talvolta in ingilese talvolta in italiano ed alcuna volta in turco. Se imparessi un altra lingua che basterebbe a scrivere, scriverebbero anche con la nuova. Questa non è per farvi vedere che io posso parlare così motle lingue ma è per servirmi quella che io ho imparato e anche non dimenticarlo.

7 Şubat 2008 Perşembe

Bilmem nerde?


Dunyamizi ne kadar taniyoruz? Yada tanisak ne olur tanimasak ne olur... Aslinda bir bakima oyle.. Amerikadaki halkin belkide %90 Turkiye'nin nerede oldugunu hatta savastiklari Irak'in nerede oldugunu bilmiyor ama devletleri butun dunyanin isine karismakta hic sakinca gormeyecek kadar kustahlasabilecek madi ve politik guce sahip olabiliyor. O yuzden genel kultur olarakta olsa bilmesekte olur tabi.. ama ben soyle bir baktim ve ne nerede kendimi test ettim bu sitede.. Ben 10. seviyeye kadar ulastim 3. denememde bakalim siz ne kadar biliyorsunuz dunya siyasi cografyasini..

http://www.minijuegosgratis.com/juegos/hwdykyworld/hwdykyworld.html?a456=c6ba

Veletler tehlikelidir..

Kucuk cocukken siddete egilimli oldugumuz zamanlar olmustur.. Mahalle kavgalari bile vardi mahalle maclari gibi.. Hatta hic unutmadigim bir seferinde assagiki mahalleden bi cocuk dudagimi patlatmisti.. ya 6 ya 7 yasindaydim ama uc gun o cocugu tenhada nasil kistiririz planlari yapmistik.. Ama o zaman o kadar kavga ederken bile hic kendimizden buyuk birini dovmeye kalkmamaistik.. Hatta aklimizdan bile gecirmemistik herhalde.. Kendinden buyuk birine kafa tutmak ne haddimizeydi.. birlessek belki biseyler yapabilirdik ama kac kisi lazimdi buyuk birini dovmeye??.. kim bilir..




Iste bunu dusunmus birisi ve almis kalemi defteri eline yapmis hesabini.. sonrada usenmemis bunu hesaplayan bir site yapmis... 5 yasindaki cocuklardan kac tanesiyle basedebilirsiniz?? iste buyrun ogrenin :)))

http://www.howmanyfiveyearoldscouldyoutakeinafight.com/

Bloglar bloglar...


Bu gunlerde blog sayfalari cok ilginc iceriklerle donaniyor. Kiminin anlattigi, kiminin sergiledigi ilginc... Ancak bu blogun kendisi baslibasina ilginc bence.. Ingilizce icerigi dili bilmeyenler icin sorun olsada sayfalar arasinda dolsatikca ne dedigi kadar seklininde ilginc oldugunda hemfikir olacaksiniz benimle..

Miranda July imzali blogu burdan izleyebilirsiniz..

3 Şubat 2008 Pazar

iluzyon



Iluzyon yada goz yanilsamasi.. her nasil adlandirirsaniz adlandirin anlamakta hep gucluk cektigim birseydir bu iluzyon resimler. internette bir cok kez karsilasmaniz olasi olan bu iluzyonik resimleri bir Japon sitesine toplamis.. Akiyoshi'ye tesekkur ederken bir yandan da bu ilginc seylerle genelde Japonlarin yada uzak dogulularin ugrasiyor olmasi da ilgimi cezbetmedi degil hani...


Yukaridaki gibi onlarca goz aldanmasi olan resmi bulabileceginiz bir site..

2 Şubat 2008 Cumartesi

Baris Manco

Seni unutmadik Baris Manco...
Olumunun 9. yildonumunde seni saygi ve hasretle aniyoruz..

1 Şubat 2008 Cuma

Hakkini helal et Earl!


Iki resim arasindaki 10 farki sorsam bulamazsiniz herhalde:)) Biri amerikan kanali NBC de yayinlanan, Turkiye'de ise CNBC-E de izleyebileceginiz "My Name is Earl" digeri ise STV'de yayinlanan "Hakkini helal et". Bilmeyenler icin dizilerden biraz bahsedeyim. My Name is Earl dizisinin bas kahramani Earl uslanmaz bir serseri, hirsiz ve toplum duzenine uygun olmayan biriyken kazi-kazandan bir miktar para kazanir ve daha kazanmasina sevinirken bir kaza gecirir. Hastanedeyken yaptigi onca kotulukten sonra basina gelen ilk iyilikte kaderin yada "karma" felsefesinin onu cezalandirdigini dusunmeye baslar. Kendine bir liste hazirlar ve yaptigi tum kotulukleri bu listeye gore duzeltmeye baslar. Bu ugrasi esnasinda basindan gecen komik olaylarda diziye konusunu verir. Hakkini helal et ise Samanyolu TV de yayinlanmaya baslayali henuz cok olmadi. Konusu mu... Eski bir hirsizin yaptiklarindan pisman olup tovbe ederek daha once canini yaktigi herkesten ozur dileyip "hakkini helal et" demesi uzerine kurulmus...
.
Daha once de bircok dizinin turkiye versiyonu cekildi. "Everybody Loves Raymond", "Evli ve Cocuklu (Married with Children), simdi ismini tam animsayamadigim bir uzayli dizisi hatta Alf'in bile turk versiyonu cekildi. Diger bircok dizinin sonunda telif haklarini aldiklarini belirtir bir ibare gorduk bu dizinin sonunda varmi bilmiyorum acikcasi sonuna kadar izlemedim. Ancak bu dizideki trajikomik olay dizinin adinda birazda.. Acaba dizinin yapimcilari islami bir yaklasimda olduklari asikar olan bu kanalda diziyi yayinlamadan once "My Name is Earl"un yapimcilarini arayip "Hakkini helal et" dediler mi acaba.....
Birde oynayan oyuncuyu da bu kadar benztmeye gerek var miydi? :)))







Korkunun alfabesi


Korku filmlerinin alfabesi iste boyle olur demis bir arkadas ve usenmemis oturmus yazmis, cizmis her bir harfe karsilik gelen korku filmi simgesini...

Patlayan Cicekler...

Sanati hayal gucuyle bile sinirlayamiyoruz gercekten.. Bircogumuza sanat nedir diye sorulsa hemen hemen hepimizin verecegi cevaplar resim, heykel, sinema, muzik gibi populer sanat dallarini isaret eder. Ama zihnimizdeki sanat olgusu genelde gorduklerimiz ve duyduklarimizla sinirli kalir, yeni bir fikir uretemeyiz.. zaten uretebilsek bizde sanatci olmaz miydik?..

Bir fotograf sanatcisinin son derece siradisi bir calismasi. Sivi azot ile ani donmaya maruz biraktigi cicek buketini kucuk captaki patlayicilarla patlatirken goruntulemis...

Sanatci Ori Gersht adinda, 1967 Tel-Aviv, Israil dogumlu bir fotografci. Su anda Londra'da yasayan Ori Gersht Londra Westminster Universitesinde Fotografcilik, film ve video ogrenimi aldiktan sonra, Londra kraliyet sanat akademisinde fotografcilik uzerine master yapmis.

Daha fazla fotograf ve sanatci hakkinda bilgi almak icin asagidaki linki tiklayabilirsiniz.